tesettür ve platon felsefe

tesettür ve platon felsefe 

tesettür diyorki Peki, bütün bunları göz önünde tutarak ona ölçülü deme rekmezmi?»
«Şüphesiz.»
«Peki, bir sitede yöneticilerle yönetilenler arasında kimlerin hâ kim olması gerektiği üzerinde anlaşma oluyorsa, bu anlaşma bizi^, sitenüzde vardır, değil mi?»
«Buna şüphe yok.»
«Peki, yurttaşlar böyle anlaşma hâlinde olunca, ölçülülük hangilerinde bulunur dersin? Yönetenlerde mi, yoksa yönetilenlerde mi?»
«iki tarafta da bulunur.»
«Görüyorsun ya, demin ölçülülük bir uyuma benzer dediğimiz zaman yanılmamışız.»
«Ne gibi?»
«ölçülülük, yüreklilik ve bilgelik gibi değil,» dedim. «Bunlann her biri sitenin bir kesiminde bulunmakla siteyi yürekli ve bilge kılar, ölçülülükse böyle değil; toplumun bütününe yayılarak, güçsüzleri ve orta hallileri bilgelik bakımından, hatta güç bakımından, hatta sayı, zenginlik ve benzeri şeyler bakımından aynı ezgiyi tek bir sesle söyler hâle getirir. Bu yüzden, haklı olarak diyebiliriz ki ölçülülük, gerek sitede, gerek kişide, hangi kesimin hükmetmesi gerektiği üzerinde üstün kesimle aşağı kesim arasında bulunan bu doğal uyum, bu uyuşmadır.»
«Düşüncene katılıyorum,» dedi.
«Peki,» dedim, «yanılmıyorsam, sitede üç şeyi ortaya çıkardık. Geri kalan şey, yani sitenin erdemini tamamlayan şey ne olabilir? Belli ki doğruluk, değil mi?»
«Elbette.»
«öyleyse Glaukon, şimdi de avcılar gibi çalılığın etrafını saralım da, doğruluğu gözden kaybedip elden kaçırmayalım. Belli ki doğruluk buralarda bir yerde. Sen de bak, bulmaya çalış onu, belki benden önce görür, bana gösterirsin.»
«Keşke gösterebilsem!» dedi. «Ama benim yalnız senin arkandan gilip gösterdiklerini görmeye gücüm yetiyo^r^gOre davran., «öyleyse bir dua oku da gelj
IVvirl • IV Kitap .
«Peki, v.ılm? sen Önden vüru.»
«Gorvi'kten^» dedim, «hıır.ıs» lor girilir, ge<;ii vermez, karanlık bir yere K'nzivor, Ama ne olursa olsun, yürüyelim bakalım.»
«Evet, vürüyelim.» ı
Şöyle bir Kıkındıktan sonra, sevinçle haykırdım; «Baksana Gla-ukon, bir İ7 yakaladık galiKı IVıf^ruluk, sanırım elimizden kurtulamaz artık “
«Gözümüz aydın!» dedi
«Doğrusu. p»ck ahmakça davranmışız!» dedim.
«Niçin?»
«Baksana, dojVruluk ta işin başından beri ayanımızın altında dolaşıyormuş da, farkında denilmişiz. Sersem, gülünç adamlara döndük. Hani avucunun içindekini arayan insanlar gibi, biz de önümüze bakacan>rmza, uzaklara bakmışız. Herhalde bunun için gözümüzden kaçtı.»
«Doğrusu bir şey anlamadım,» dedi.
«Anlatayım,» dedim. «Bence uzun zamandır doğruluktan söz ettiğimiz hâlde bunun farkına varmamışız.»
«Meraklandırdın beni, haydi artık, anlatacaksan çabuk anlat!» dedi.
«Peki » dedim, «dinle öyleyse, bakalım doğru bulacak mısın? Daha başta, siteyi kurarken koyduğumuz vc her zaman uyulmasını gerekli gördüğümüz ilke ya da bunun çeşitlerinden biri bence doğruluktur.tesettür Hatırlarsın, hani bir insanın sitedeki işlerden yalnız biri ile, yaradılışı bakımından hangi işe yatkınsa onunla uğraşması gerektiği kuralını koymuştuk, bunu da her fırsatta tekrarlamıştık.»
«Evet, tekrarlamıştık.»
«Sonra, herkesin kendi işini yapması ve başkasının işine karışmaması da doğruluktu. Bunu birçoklarından da duyduk, kendimiz de sık sık söyledik.»
«Evet, söyledik.»
«işte dostum,» dedim, «herkesin kendi işiyle uğraşması ilkesi bir bakıma doğruluk oluyor. Bunu nereden çıkarıyorum, biliyor musun?»
«Hayır, sen söyle.»
«Şundan çıkarıyorum: Sitede ölçülülüğü, yürekliliği ve bilgeliği arayıp bulduktan sonra, geri kalan nitelik budur diyorum. Bu nite-
1ar, Demek ki aradı|»ımız üç erdemi bnlınK.ı, ^.«ri k.ıl.m doftruluî tur, diyoruz.»
«Başka türlü olamaz.»
«Ama,» dedim, «bunlardan h.ınj;i,sinin silenin iyi olmasııuı varlığıyla en büyük yardımı sağladığına kar.ır vermek gerekse, bunu kestirmek çok güç olur. Bunda en büyük pavı olan aeaba yüneten-lerle yönetilenler arasındaki düşünce birliği midir; askerlerin korkulacak ve korkulmayacak şeylerle ilgili yasaya uygun inançlarım korumaları mıdır; önderlerdeki akıl ve uyanıklık mıdır; yoksa, kadın, köle, özgür insan, el sanatçısı, yönelen, yönelilen, kim olıırsj olsun, her insanın tek kişi olarak kendine düşen işi yapması ve Kış-kasının işine karışmaması mı?»
«Buna karar vermek gerçekten güç,» dedi
«O hâlde, sitede herkesin kendi işiyle uğraşmasını gerektimn ilke, siteyi erdemli kılmada, bilgelik, ölçülülük ve yün'klilikle at-başı gider.»
«Elbette.»
«öyleyse, siteyi iyi kılmada öbürleriyle l^öyle albaşı giden doğruluk değil midir?»
«Şüphesiz.»
«Bunu şu açıdan da incele, bakalım aynı kanıya varacak mısın? Sitede davalara bakma işini yöneticilere venvt'ksin, değil mi?»
«Elbette.»
«Bunlar, kişileri yargılarken, kimsenin başkasının malına el atmamasına, kendi malını da başkalarına kaptırmamasına dikkat edecekler, değil mi?»
«Evet, yalnız buna dikkat edecekler.»
«Dtığruluk bunu gerektirdiği için, değil mi?»
«Evet.»
«öyleyse, doğruluğun mallarımıza .sahip olmak ve kendimize düşen işi görmek olduğunu kabul ediyoruz demektir.»
«Evet.»
«Peki, bakalım ştw l^kaıuda mısın? Diyelim
ki bir doğramacı ^Mnnı, itibarlarını değiş
tokuş etsinler ya d^^| ^^^laya kalkış.sın Hu ve
rjevlet • tesettür IV Kıt^p .
bıın.1 K'iızcr do^i^ikiik ya da karışıklıklardan siteye büyük bir zarar gelir ıni’>>
«beıu'e gelnu'Z.,» dedi.
•'Buna karşılık, yaradılışı gereği el sanatçısı ya da esnaf olan bir kimse sonr.ıdan, servetine, yardakçılarının çokluğuna, bileğinin güetine ya da buna bt-nzcr bir üstünlüğüne güvenerek asker mev-kisine yükselmeye kalkışırsa, ya da asker olan biri layık olmadığı hâlde sitenin kaderine karar veren koruyucular arasına katılmaya kalkarsa; bunlar da araçlarını, itibarlarını değiştirirlerse, ya da biri bütün bu işleri bir arada yapmak isterse, o zaman bu durumun siteyi yıkıma sürükleyeceğini kabul edersin sanırım.»
tesettür «Hlbi’tti'.»
«O hâlde sile için en büyük kötülük, bu üç sınıfın birbirinin işine karışması, işlerini değiştirmesidir. Buna da haklı olarak en büyük suç diyebiliriz.»
»Şüphesiz.»
«Peki, insanın kendi sitesine karşı en büyük kötülüğü işlemesine eğrilik demez misin?»
«Demez olur muyum?»
«BöylcHTC eğriliği anlamış olduk. Buna karşı, sitede esnaf, yardımcı, koruyucu sınıflarından her biri kendi işini yapıp bundan başka bir işle uğraşmıyorsa, buna da doğruluk demez miyiz? Siteyi doğru kılan da bu değil midir?»
«lîence başka türlü olamaz.»
«Dur bakalım,» dedim, «hemen kestirip atmayalım. Bu ilkeyi ayn ayrı herkese uygulayıp herkeste de doğruluğun böyle olduğunu anlarsak, ancak o zaman kesin olarak doğruluğun bu olduğunu söyleyebiliriz; artık diyecek söz kalmaz çünkü. Yoksa düşüncemizi başka yöne çevirmemiz gerekir. Şimdi araştırmamızı sonuna kadar götürelim. Bu araştırmamıza başlarken doğruluğu, daha büyük çapta bulunduğu daha geniş bir çerçevede incelersek, kişilerde de ne türlü olduğunu görmemiz daha kolaylaşır diye düşünmüştük. Bu geniş çerçeve de bizce site idi. Bu yüzden, doğrululuğun iyi bir sitede bulunacağını bilerek sitemizi elden geldiği kadar iyi kurmuştuk. Şimdi, sitede bulduğumuzu kişiye de uygulayalım. Uyarsa ne âlâ! Uymazsa, kişide başka türlü görünürse, yeniden siteye dönüp denemeye girişelim. Belki bu iki şeyi yan yana koyup karşılaştınn-tesettür sundu.