tesettür ve toplu diyolog

tesettür ve toplu diyolog

tesettür diyorki  odun parçası gibi birbirine sürtünce, doğruluk kıvılcuns,
Ulıru Böylece doğruluk açık olarak ortaya çıkınca, onır'
ağlam temellere oturturuz.>•
>lesı sağlam bir yöntem oluyor-' dedi «Bunu uygulam*], t '
ka,» dedim, «biri büyük, biri küçük iki şeye aynı ad verildi|, kendilerine aynı adın verilmesi bakımından bu iki şey bir-beıvzemez mi deriz, benzer mi?»
 tteıızer,» dedi.
y' Mide, doğru adam da, doğruluk bakımından, doğru bir site-’.aıklı olmaz, ona benzer.» vlşvet.»
,çHindi, bizce, sitede bulunan üç ayrı yaradılıştaki insan gnı-MMHten her biri kendi işiiü gördüğü için site doğru idi; bu Uç grup-•gu bwzı yapı ve davranış özelliklerinden ötürü de ölçülü, yürekli, idi.»
^Doğru,» dedi.
*0 hâlde, sevgili dostum, tek kişi için de aynı durumun söz ko-TUM olduğunu söyleyebiliriz: Onun da ruhunda aynı özellikleri ■pvan aym kısımların bulunması, bu yüzden de siteye verdiğimiz ■m adlan haklı olarak alması gerekir.»
<Ovle olacak.»
'Me dostum» dedim, «böylece yine kolay bir konuya girmiş olunma:; Acaba ruhta gerçekten bu üç kısım var mı, yok mu?»
'Sence bu konu tabiî hiç de kolay değil,» dedi, «öyle ya, temiz iş •rç»kar diyen atasözü doğru dememiş mi dersin?»
^ »ra*ı öyle,» dedim. «Ama sana şunu diyeyim ki Glaukon, bence •Midtkı tartışmamızda kullandığımız yöntemlerle aradığımız şeyi ılarak bulamayacağız. Çünkü buna varmak için daha uzun ve çetin bir yol izlememiz gerek. Ama gene de şimdiye kadar «'•‘/•diklerimizden, incelediklerimizden aşağı kalmayacak birta-* «« ''Hiıçlara ulaşabiliriz.»
'^-mımla yetinemez miyiz?» dedi.tesettür «Ben kendi payıma bu kada---«• İlmililik yeterli görüyorum.»
Pfbelfp,» dedim, «benevde yeterli^^Je bol bol »
•^tyleyse yılma,»
sitede bulun^^Hk^BIHklliklerinin her biri-
mizdc de bulunduğunu kabul etmek lonında dejjıl mıviı? Ovle ya, bunlar siteye başka bir yerden gt'Imış olabilir mi’ Ome^ın Ivırı sitelerdeki taşkın, öfkeli karakterin bu sih'k'it' keıxii yurttaşUnıula ki bu hâllerden doğmadığını söylemek ](UİUix olmaı mı7 Nitekim taşkınlıkları, hırçınlıklanyla tanınan Traklar, Iskıtler vr hemen ht'-men bütün bİ7İm Ülkemizin insanlarında da bt*llı başlı nıH'lik ı>larak bilgi sevgisi bulunduğu, Fenikelilerle Mısırlılania da |xıra hınunın başta geldiği söylenebilir.»
«Elbette.»
«Bunun böyle olduğunu anlamak lor di'ğiL» dedim,
«Evet, zor değil.»
«Ama şunu anlamak biraz zor: Acaba bütün davranışlarımızı bir tek yanımızla mı yapanz, yoksa davranışlanmızdaiı her birini ayn ayn üç yammızla mı? Yani biriyle öğn'nir, öbürüyle ölkelenir, üçüncUsüylc de yeme içme, çiftleşme \t bc'iveri zevklen duymak mı isteriz; yoksa giriştiğimiz davranışların hı'r birini bıllün ruhu muzla mı yapanz? İşte bunu tam olarak belirtmt'k gtK' »
«Bana da öyle geliyor.»
«Bu Uç unsurun birbirinin aynı mı, yoksa farklı mı olduğunu şöyle belirtmeye çalışahm.»
«Nasıl?»
«Şurası apaçık ki aynı varlık, aynı parçasında, aynı şi'vle ilişkili olarak, aynı anda birbirine karşıt eylemler vafvımaz va da böyle eylemlere uğrayamaz. öyle ki, ondan böyle karşıt hâller görürsı'k, ortada bir değil, birden çok varlık bulunduğunu anlayacağız.’» «öyle.»
«öyleyse söyleyeceğime dikkat et.»
«Söyle,» dedi.
«Ayru varlığın aynı zamanda, aynı parçasıyla hem hareket, hem hareketsizlik hâlinde bulunması mümkün müdür?»
«Değildir.»
«İlerde içimizde şüpheler belirmemesi için bunu daha da iyi kavrayalım; Gövdesiyle hareketsiz duran, yalnız ellenni ve liaşım hareket ettiren bir kimsenin hem hari'ketsiz dımlıığu, hem
«Şu ya da bu nitelikteki bir susuzluk, şu ya da bu nitelikteki bir iı;kiyle ilgilidir. Ama salt susuzluk, çok ya da az, iyi ya da kötü bir içkiyle, kısacası özel bir içki çeşidiyle ilgili değildir.tesettür Salt susuzluk, tabiatı geıvği salt içkiyle ilgilidir.»
«(,'ol< doğru.»
•Kundan dolayı da, susamış olanın ruhu, susuz oldukça, içmekten Kışka bir şey istemez; arzu ettiği budur, ulaşmak istediği budur.»
•F.lbette.»
«Peki, şimdi, böyle susamış bir ruhu, bir şey geri çekerse, bu, on-dakı susuz olan ve onu vahşi bir hayvan gibi suya koşturan unsurdan başka bir unsurdur, çünkü dedik ki aynı varlık, aynı parçasıyla, aynı nesneyle ilgili olarak, aym anda birbirine karşıt davranışlarda bulunamaz.»
«Bulunamaz tabii.»
«Yine bunun gibi, bir okçunun ellerinin yayı hem uzaklaştırdığını, hem kendine yaklaştırdığını söylemek doğru olmaz, bir eli uzaklaştırırken, öbür eli yaklaştırır demek gerekir.»
«Doğru.»
«Peki, bazen susadığı hâlde içmek istemeyen kimseler yok mudur?»
«Olmaz olur mu, çok görürüz böylelerini.»
•Peki, bunlara ne diyelim? Ruhlarında bir yandan içmeyi buyuran bir kesim, öte yandan içmeyi yasak eden bir kesim yok mudur? İçmeyi engelleyen kesim içmeyi buyuran kesimden ayndır, ona hâkimdir diyemez miyiz?»
• İ3ence diyebiliriz.»
>«!«« Ihwiwâw Nfinr etil Uıelml ılirH«âifV R«kt«« aM »emer, W>fctw< <kr akılrfifi «mıUvan İM>*ton ılı>ıROHi I kan *ırwı»Unr v<4Jatı otan hu lu^Mnlr n*.
tm mrâ» haıii amılam kafiltr >
■İNk Ntmı kaKti atmrk fr«o»tr nlwr •
•ftHtna nılMa kta ıi( k*a«wı aviftlıfı«fM/« kahwl arfataı l !• 4r «Ham»»» kavna^ olan «aşkın ftmttmr var Hû 4a tor | <4 lınaN mAt «külli nndtr* IV|ıha, o ılmmlm lıai'tl*!*
•Hw*eMr AJivirtHü amılavan kaaimlr^ 4«lı ■dr f(«M ü(Mr har MUtvr anla maşla r4ı Hana. do|naiata*ı 4#aa hv İHUav ‘gialı mr o|la laoHaı. Mr gtti 1^^
şşna oMpoMM nvaagh ı«*Ai<harw gl'iı aa*vaı avk»t liatKanşp N» alıl* aaaaan, ş<aman arrmlan şana c«k««|aaı Har •r. Nü 4a İMşkalannılı •
mm,M» iMafi Mr immm. Iıaklı Marak Cüaalantlır4ı|ı îN^L^at O klMar haşiıliiMit aç. m
Devlet • IV. Kitap
«Hım.ı karşı, komimi haksızlığa uğramış gören bir insan, kızıp köpürmoz mi? Aç, susuz, soğukta da kalsa, buna benzer her türlü U'laya da uğrasa, haklı gördüğü şey uğrunda savaşmaz mı? Her şeye azimle karşı durup, yüksek ruhluluğunu hiç kaybetmeden, amacına ulaşıncaya kadar uğraşmaz mı; meğer ki ölsün ya da sahibinin çağrısına uyan çoban köpeği gibi aklımn sesine uyarak yatışıp geri çekilsin?»
«Hu benzetme tam yerinde,» dedi.tesettür «Nitekim biz de bu yüzden, sitemizde yardımcıların, çobanların çağrısına uyan köpekler gibi, önderlerinin buyruğuna uymaları kuralını koyduk.»
«l\’mek istediğimi çok iyi anlıyorsun,» dedim. «Ama şunu da düşündün mü?»
«Neyi?»
«Ruhumuzun öfkeli kesimi için demin düşündüğümüz şeyin tersine çıktığım. Demin bu kesimin arzulayan kesime girdiğini sanmıştık. Oysa şimdi, bunu söylemek şöyle dursun, tam tersine, ruhta bir iç çalışma ortaya çıktığı zaman, bu kesimin aklın yanında silaha sarıldığını söylüyoruz.»
«Gerçekten öyle.»
«Peki, bu kesim akıl kesiminden de ayrı mıdır, yoksa onun bir çeşidi midir? Ayrı değilse, ruhta akıl kesimi ve arzulayan kesim olmak üzere sadece iki kesim olur. Yoksa, nasıl sitede esnaf takımı, yardımcılar sınıfı ve karar veren sınıf olmak üzere siteyi meydana getiren üç sınıf varsa; ruhta da bu üçüncü kesim, yani kötü bir eğitimle bozulmamışsa yaradılışı gereği akıl kesimine yardımcı olacak öfkeli bir kesim var mıdır?»
«Bence olması zorunlu,» dedi.
«Evet ama,» dedim, «bunu ancak öfkelenen kesimin, nasıl arzulayan kesimden ayrı olduğu ortaya çıkmışsa, akıl kesiminden de ayrı olduğu ortaya çıkarsa kabul edebiliriz.»
«Bunu ortaya çıkarmak güç değil,» dedi. «Çocuklarda da görülebilir bu; Daha doğduklarında öfkeyle doludur çocuklar; ama bunlardan bazıları bence hiç akıllanmaz, çoğu da pek geç akıllanır.»tesettür