tesettür ve balkanlar bilgisi

tesettür ve balkanlar bilgisi

 isyancıların başı Nikola’nın kaymbabası Petro Vukotic idi. 1875'teki geniş çaplı ayaklanmada Vukotic ve isyancı ileri gelenler, Karadağ prensi Nikola’yı aynı zamanda Hersek prensi ilan etmişlerdir. Hersekli isyancılara aynı siyasi mülahazalarla Sırbistan da destek veriyordu. Savaşın kaçınılmaz hale gelmesiyle, Karadağ ve Sırbistan gizli bir ittifak anlaşması yaparak, Rusya’nın da kışkırtmasıyla 1876 ortasında Osmanlı devletine savaş açmışlardır. Buna Mayıs 1876'da başlayan Bulgar isyanlarını ve Romanya’yı da eklemek gerekir.
Geniş bir isyan-savaş bölgesinde çarpışmalarına rağmen Osmanlı ordularının başarı göstermesi, özellikle Sırp ve Karadağ güçlerini ezmesi üzerine Rusya savaşa girmiş ve Türk tarihinin meşhur 93 Harbi başlamıştır. Sadece Rusya ile dahi hem Kafkaslar, hem de Balkanlarda savaşması zor olan Osmanlı devletinin, bu şekilde kendisini pek çok cephede bulması işini çok zorlaştırmıştır. Tuna üzerindeki savunma savaşlarından dolayı Karadağ ve Sırbistan’a gereken önem verilememiş, neticede Osmanlı yönetiminde bulunan Karadağ kentleri Niksic, Bar, Ulçin, Grmozur, Vranjina ve Lesendra uzun kuşatmalara dayandıktan sonra Karadağlıların eline geçmiştir.
Rus güçlerinin Tuna savunmasını kırıp Yeşilköy’e kadar ilerlemesi üzerine Osmanlı devleti barış istemiştir. Bu barışla Sırbistan, Karadağ ve Romanya’nın bağımsızlığı tanınıyor, Bulgaristan’a özerklik veriliyor, Kars, Ardahan ve Batum Rusya’ya bırakılıyordu. Karadağ’ın yeni kazanımlarıyla birlikte arazisi 4 405 km^’den 15 355 km^'ye çıkıyordu.
İngiltere ve Almanya’nın baskılarıyla 1878’de Berlin’de toplanan ve 13 Temmuz tarihli antlaşma ile sonuçlanan kongrede, Yeşilköy Antlaşması gözden geçirilmiştir.tesettür Berlin Antlaşması’na göre Karadağ ele geçirdiği yerlerin yarısını bırakmak zorunda kalmış ve arazisi 9 475 km^’ye inmiştir. Buna göre Bosna ve Hersek’in yönetimini Osmanlı devleti adına devralan Avusturya, Bar limanının yönetimini de aynı şekilde elde ediyordu.
Önemli olan, yüzyıllardır bağımsızlık savaşı sürdüren ve fiilen bağımsız olan Karadağ’ın, Berlin Antlaşması ile bunu büyük güçlere ve Osmanlı devletine tescil ettirmesi idi. Antlaşma ile İşkodra çevresi hariç, geleneksel Duklja/Zeta bölgesinin hemen tamamı Karadağ devleti sınırları içine alınıyordu. Berlin’de şu şehirler Karadağ’a verilmiştir; Niksic, Kolasin, Spuz, Podgorica, Zabljak, Bar, Plav, Gusinje. Türklerin ve yerel Arnavut ahalinin direnişi ile Plav ve Gusinje Osmanlı yönetiminde kalmış, buna karşılık Ulçin verilmiştir. Donanma bulundurama-makla birlikte, Karadağ’ın ilk kez denize çıkış bulması önemlidir.
Bu aynı zamanda savaşlara ara verilmesi demekti. Kaynakları çok kıt olan ve en ufak çatışmada büyük yokluğa düşen ülkede, yönetim düzeninin yeterince Çağdaşlaşmadığı da hesaplanarak, gelişme yönündeki girişimlere hız verilmiştir. Okulların sayısı ve yayın çalışmaları artırılmıştın En önce de devlet kurumlan
454İ BALKANLAR EL KİTABI
yeniden düzenlenmiş, Senat kaldırılarak devlet kurulu, bakanlıklar mahkeme oluşturulmuştur. Böylece, dünya genelinde Çok geç birtarj^*\ birlikte, devletin yürütme ve yargı erkleri ayrılmıştır. En önemli ve tarj|^'*'^ rak, Valtazar Bogisic'in yazdığı ‘Genel Kanun' (Opâti Zakonik), Prens Dj^.H 1855'ten beri kullanılan 'Genel Ülke Kanunu’nun (Opsti ZemaljskiZako ^ rini almıştır (1888J. İlk resmi anayasa ise ancak 1905 yılında yapılmış(J|''^İ! göre yönetim tarzı meşruti monarşi olarak tanımlanmıştır.
Ülkenin dağlık yapısı ve kıt kaynakları nüfusun ancak üçte birini bes|(^ liyordu. Kentlerin bulunmadığı dağlık ve kırsal arazideki nüfus, 1855't(^ yımda edinilen 80 bin rakamı ve 4 400 km2 arazi düşünülürse, aslında ok!' yoğundur ve bugünkünün yüzde 40’ına eşittir. 1910 sayımında edinilen rakamı da bu tespiti doğrular. Ahalinin tamamına yakını ziraatçı olan naat hiç bulunmuyor, bu konuda etraftaki Türk ve Avusturya kentlerinelia|| sürüyordu. Berlin Antlaşması’ndan sonra edinilen kentlerin durumu değijti,j ğini düşünmek zordur. Çünkü buralarda zanaat ve ticareti ellerinde bulınıdij., Arnavutlar, şehirler el değiştirdikten sonra genellikle kaçmayı yeğlemiş^ Yerel unsur zaman içinde ticaret ve zanaatı eline almakla birlikte, I dönemde uzun süre ciddi bir gelişme kaydedilemediği anlaşılıyor.
Tamamına yakını Avusturya yönetimindeki yerlerle yapılan dış ticaretti} halatı ancak üçte bir oranında karşılayan ihracatın tek metaı uzunsüretjt hammaddesi olmuştur. Bu konudaki olumsuz manzarayı en iyi para olayıaçlij İktisadi anlamından öte siyasi bir gerçekliğin ifadesi olmasına rağmen,Kaıjl^ kendi parasını ilk olarak ancak 1906 yılında basmıştır (0 dönemde uzunsint bağımsızlığa rağmen bu konuda geç kalınmasına karşılık, son yıllardabağma devlet yolunda en önemli adımlardan biri sayılan çift para yöntemine geçil»; bir başka diyişle Yugoslav dinarına dolaylı yoldan son verilmesi ilginçbirtaıt tezattır).
Yüzyıllardır süren bir gelenek olan haydutluğun bir işkolu olarakvarlıjls ortamda daha rahat anlaşılır. Dolayısıyla Karadağ, dışarıya nüfusuna orai önemli miktarda işgücü ihraç etmiştir. Sadece Balkanlardaki Türkkentlerideji İstanbul bile bu konuda tercih edilen bir yerdi. Sırbistan ve Rusya daimigıııl*'' olmuş, pek çok Avrupa ülkesine çalışmaya giden Karadağlılar, 1830'lardaniti» ren Amerika'ya göçmeye başlamışlardır. Nikola’nm son günlerine doğrudışaı? göç o kadar yoğunluk kazanmıştır ki, ülke işgücü sıkıntısı bir tarafa, savun® için insan kaynağında zorlanmaya başlamıştır.
Yine de Nikola'nm uzun ve barışçıl süren yönetimi, ülkede belirgin biryafi*^ iktisadi gelişime imkan sağlamıştır. Kıt kaynaklara rağmen angaryalarla yapılmış, ilk demiryolları döşenmiştir. Sonraki yıllarda sırasıyla posta, # ve telefon hizmetleri başlamıştır. Coğrafi yakınlığın ve Nikola’nm kızı lek®®’
BALICANLAR EL KİTABI |455
İtalyan kralı Viktor Emmanuel’in karısı olmasının da etkisiyle, ülkede İtalyan ya-orımları artmıştır. İtalya’dan gelen sermaye ve Avusturya ile ticaretin gölgesinde, Karadağlılar arasında da bir zengin sınıfı doğmaya başlamış, bunlar zamanla ülkede önemli bir güç odağı haline gelmişlerdir.tesettür
1879'dan itibaren Cetinje’de elçilikler belirmeye başlamış, Sırbistan ve Yunanistan’la birlikte bütün büyük Avrupa devletleri burada bulunmuşlardır. Elçilik açmakta acele eden Osmanlı devletinin, Cetinje’ye genellikle Rum asıllı diplomatları gönderdiği görülür. İnsan ve para sıkıntısı çeken Karadağ ise sadece İstanbul’da elçi, İşkodra’da konsolos, Kotor’da maslahatgüzar bulundurmuştur. Belgrat’a bile ilk elçi 1913 yılında gönderilmiştir. Zaman zaman sınır olayları yaşanmakla birlikte, Nikola İstanbul yönetimi ile iyi geçinmeyi başarmış, hatta iki defa [1883 ve 1899] Osmanlı başkentine gitmiştir. Öyle ki, Karadağlı subayların İstanbul’da eğitim gördüğü de olmuştur. OsmanlI’nın Balkanlardaki uzlaşılmaz tehlikeyi Sırbistan, hatta Yunanistan’dan çok Bulgaristan olarak görmesi ve hatta 20 yy’ın ilk on yılında bunlarla Bulgaristan’a karşı ittifak yapması, ki önceki ikisi bağımsız olduğu halde Bulgaristan 1908’e kadar kağıt üzerinde de olsa OsmanlI devletine bağlı idi, dolaylı olarak Yıldız Sarayı’nm Karadağ’a da uyan bu siyasetinin mantığını açıklar
Bu uzun barış dönemi haliyle Karadağ’ın idari gelişimi ve evrimi için fırsatlar doğurmuştur. Daha 1789 yılında Senat kaldırılmış ve bakanlıklar ile yüksek mahkeme oluşturulmuştur. Başbakanlık görevini 1879-1905 arasında knezin akrabası Bozo Petrovic yapmıştır Meclis olarak ‘Narodna Skupstina’ vardı. Önce on nahiyeye, 1903’te ise beş oblasta bölünen ülkede alt birimler olarak kapetan-lıklar devam etmiştir. Kapetanlar bölgelerindeki bütün idari yetkiyi şahıslarında topluyorlardı. 1899’da şehirlerde belediyeler oluşturulmuş ve 1903’te bu daha da geliştirilmiştir. Başkanları knez tarafından atanan bu belediyeler OsmanlI’nın sancak-vilayet uygulamasının bir kopyası gibidir. Şehir değil, şehir merkezli bölge yönetimidir.
Yönetim haliyle bu uzun barış döneminde yenilik amaçlı pek çok kanun çıkartmıştır. Ancak bunları tam manasıyla uygulama imkanı olmamıştır. Para ve insan kaynağındaki sıkıntı bunların uygulamasını önlemiştir. Anayasa ise ancak 1905 yılında geçmiştir. Lâkin Nikola’nın mutlakiyetçi yönetimi gerek Batı’yı tanımış kimseleri, gerekse Sırbistan’da öğrenim görerek dönenleri sıkmaya başlamıştır. Batıdan gelenler daha fazla demokrasi ve özgürlük isterken, Sırbistan’dan gelenler ve orada bulunup kendi aralarında örgütlenenler daha çok ülkenin Sırbistan ile birleşmesi tezini ileri sürüyorlardı.
Anayasanın geçmesine rağmen, hükümetin meclis değil knez tarafından belirlenmesi ve ona bağlı olması başka bir tartışma konusu idi. Böylece oluşan etkin kamuoyu ile Nikola ve çevresi arasında görüş ayrılıkları belirmiş oldu.
456 BALKANLAR EL KİTABI
Nikola'nın öğrencilerin başını çektiği bu hareketin arkasında Sırn ı, görmesi, iki devletin arasının açılmasına sebep olmuştur.
1906 yılında yapılan meclis seçimlerinde 'okullulardan' pekçolt„
se girmiştir. Yeni düşünceleri benimseyenler ‘Vekiller Kulübü' etrafı^dj^'*^
mış, bundan ötürü kendilerine 'kulüpçüler' (klubasi) denmiştir. Bunb programlarını açıklamasıyla ülkedeki ilk siyasi parti olan Halk Partisi(HjV Stranka) doğmuştur. Sako Petrovic bu görüşün başını çekiyordu. KuluJ"^ programı Sırbistan'daki Radikal Parti ve Voyvodina'daki (o zamanlarAvu^ Macaristan yönetiminde bulunuyordu) Sırp Radikal Partisi'nden esinlenuı***
Knezi destekleyenler ise buna cevap olarak Gerçek Halk Partisini (p^ Narodna Stranka) oluşturmuşlardır. Bunlara da 'pravasi' (gerçekçi, dog^' adaletçi) denmiştir. İlk seçimlerden sonra kulüpçülerin kurduğu hûkûnij^ uzun sürmemiş, knezin baskıları sonucu istifa etmişlerdir. Nihayet 1907'de^ meclisi feshetmiş, hiçbir kulüpçünün meclise girmeyeceği bir seçim düzen^ tir. Bunun üzerine Belgrat’taki Karadağlılar kneze suikast planlamışlar,auj bu başarılı olmamıştır. Knezin yine Sırbistan’ı suçlamasıyla Sırp elçisi Cedjjfj terk etmiştir.
Öte yandan ülkedeki külüpçüler bu plan yüzünden şiddetle cezalandınlmj tır.tesettür Daha sonra aralarında askerlerin de bulunduğu bir darbe hazırlığı yönetj tarafından öğrenilmiş, bu da şiddetle bastırılarak suçlu görülenler cezalamiııi mıştır. Nikola baskıcı yönetimini sürdürmüş, 1910 yılında, iktidara gelişininK Yıldönümünde de kendisini kral ilan etmiştir.
Karadağ ile Sırbistan'ın arasını, Avusturya’nın 1908’de Bosna’yı ilhakıyıp mıştır. Türkler ve Boşnaklar gibi, Sırp ve Karadağlılar da buna şiddetlekarşıçı mışlar, hatta halk savaş naraları atmıştır. Ancak Rusya’nın tavsiyesiyle resE tarafsız kalmışlardır.
Bu tartışmaların yaşandığı ve genellikle siyasi şiddetin egemeni ortamda, İttihat ve Terakki’nin basiretsiz siyaseti ve Balkan isyanlanyûzünfe OsmanlI'nın iyice zayıflaması üzerine, Rusya’nın teşvikleriyle Karadağ,Sırbistr Bulgaristan ve Yunanistan OsmanlI'ya karşı birlik yapmışlardır. Amavutlııkf Kosova'da Arnavut halkın isyan halinde olması ve Makedonya’daki komitank’’ süregelen şiddeti de Osmanlı aleyhindeki bu ittifaka güç katmıştır.
8 Ekim 1912'de Karadağ'ın başlattığı ve bir hafta sonra diğerlerinin katli savaş, oldukça hazırlıksız bulunan, daha da kötüsü büyük ölçüde siyasileştik kendi içinde bölünen Osmanlı ordusu için felaketle sonuçlanmış, Balkanmiıt büyük ölçüde kaybedilmiştir. Bu savaşta, Sırbistan ile Karadağ arasındabulınî ve Kosova üzerinden OsmanlI'nın Bosna ile bağlantısını sağlayan Sancakb# si bu iki devlet arasında paylaşılmış, Karadağ buradaki Pljevlja (Taşlıca),
Polje (Akova), Berane, Rozaj, Plav ve Gusinje ile Kosova'daki İpek ve Diakovica'yı (Cakova) ele geçirmiştir. Böylece Sırbistan ve Karadağ komşu olmuştur.
Aylarca İşkodra’yı kuşatan Karadağ orduları, ancak barış anlaşması yapıldıktan sonra ve Esat Paşa’nın teslim olmasıyla bu şehre girebilmişler, bunun hukuka ve anlaşmaya aykırı olduğunu söyleyen büyük güçlerin uyarısıyla da boşaltmışlardır. Şehir büyük güçler tarafindan yeni kurulan ve bağımsızlığı tanınan Arnavutluk’a verilmiştir.
Neticede Balkan Savaşı ile Karadağ’ın toprakları yaklaşık 5,000 km^ daha genişleyerek 14,443 km^'ye, nüfusu da 350 bine çıkmıştır. Daha önce çoğunluğu Barvelllçin'deki Arnavutlar olarak yaklaşık 10 bin Müslüman vatandaş var iken, yeni alınan yerlerde Müslümanların çoğunlukta olması sebebiyle buna yaklaşık 70 bin kişi eklenmiştir.
Bundan sonra yapılan askeri işbirliği anlaşması ile Nikola, Sırbistan ile daha fazla yardımlaşmayı amaçlamıştır. Ancak ülkeye gelen ve ordunun sadece eğitimini değil, yönetimini de alan Sırp subaylar, Karadağ ordusunu Sırbistan’ın emelleri için kullanmaya başlamışlardır. Bir taraftan Belgrat ile işbirliğini sürdüren, bir taraftan da kendi tahtını tehlikede gören ve endişesini sürdüren kral, 28 Temmuz 1914’te Avusturya’nın Saraybosna suikastinin ardından Sırbistan’a savaş ilan etmesiyle tereddütsüz şekilde üç gün sonra Avusturya’ya savaş açmıştır.
Böylece başlayan ve yayılan Birinci Dünya Savaşı’nda Karadağ’da kumanda Sırplarda idi ve daha çok Belgrat’ın çıkarlı düşünülüyordu. 45 bin kişilik Karadağ ordusunun 30 bini Bosna, geri kalanı Arnavutluk sınırında konuşlandırılmıştır.tesettür