tesettür ve felsefe bilgi

tesettür ve felsefe bilgi

 tesettür dediki  bu onun kutsal bir görevidir, çünkü; kültürel de-iiK.ık KSylc nuımkün olur. Hem bir kültür çeşitliğinin olması hem ,t^uUlıktc ö/dcşlığe varmak; kültürel bir yapıyı ortaya çıkaran ilkele-olması çelişkili görünebilir. Ama Strauss’a göre kültür çeşit-bırakmak gerek; bu çeşitliliği hoşgörü ile karşılamahdır.
' .iiı dcğiştınncyc çalışmamalıdır.
'CjUİ.ss. >aban düşüncedeki bilimsel sentezlerden bir hoşgörü düşünce-^ nnışlır ki. işte, onu filozof yapan bu yanıdır.
F HERMENEUTIK
•;:n\',ftne karşı düşüncelerini I860’lı yıl-İtibaren ortaya koyan bazı filozofları ^tesettür ; vilclerini şöyle örneklendirebiliriz; yeni K3ÇI akımdan Cohen. NVilndelband yeni fcield okullardan; Fiseher, Erdmann, ve hermeneutiği. 20. yüzyılda ise xfltı\ızmin eleştiricileri arasına Frankfurt .İkalu filozoflarının (Horkheimer, Adorno, lâırcusc. llabcrmas), 20 yüzyıl yeni Kantçı-^(Rıckcrt. M. \Veber, Cassirer), 20 yüzyıl İfffliencutiğinın (lleidegger, Gadamer, Betti) ve son olarak kendilerine Mtmodemist adı verilen düşünürlerin katıldığını görüyoruz.
DiUhey ve onun hermeneutik okulu, Kant’tan Hegel’tesettür e Herder’den Atain Tarih Okulu'na kadar benimsenmiş olan doğal gerçeklik - tinsel Kis-eklik ayrımından hareketle, pozitivist bilim modelinin özellikle tarih ve toplum dünyasının bir bilimini oluşturmakta yetersiz hatta çarpıtıcı olduğu-«ûcn sürmüşlerdir. Dilthey’a göre bilimleri konu ve yöntem bakımından ic>ğa bilimleri ve tin bilimleri olarak ayırmak gerekir. Pozitivizm, konuların tatlı olmasını göz ardı ederek, hem doğa hem tin-kültür-tarih toplum alanı *?n geçerli tek bir bilim modelinden, pozitif bilim modelinden yola çıkmak-'<».tesettür tinselliği doğallığa tabi kılmış ve onu doğallığa indirgemiştir.
Hermeneutik, Yorum bilimidir ve yorumlanmakta olan şeyin hem içe-t^nc. hem biçimine ilgi duymayı kapsar. Yorum bilgisi teriminin doğuşu, bıtsal metinleri yorumlama pratiklerine dayanır.
Temel ilkesi, bir saptamanın anlamını ancak, kendisinin bir parçasını 'koşturduğu tüm bir söylemle ya da dünya görüşüyle ilişkili olarak kavrayabileceğimiz düşüncesidir, ürneğin, parçalan anlamak için bütüne, bütünü ttlamak için parçalara başvurmak zorundayız. Bu da kendimizi metnin yuarımn yerine koymamızı ve üretilen şeyin anlamına onun bağlamı çerçe-
vesindc bakmayı gerektirecektir. Bu yöntemin sosyal bilimlere en oncmü katkısı, kültürel görecilik olgusudur, bu da başka kültürleri anlamayı mıştır.
Yani bir kültürü kendi zemininde, kendi kurallarıyla ve bizim kültürü müzün çerçevesini dayatmadan anlamamız gerekmektedir. Winch "Underslanding a Primitive Society" başlıklı makalesinde, Azandelerin bü yücülük inançları hakkındaki hakikat ya da diğer şeyler konusunda bir yargıda bulunamayacağımızı ileri sürmüştür. Azande toplumunda büyücüler ve| büyücülük, bizim toplumumuzda ise bilim ve bilimciler vardır. İkisi sadecej farklı alanları oluşturur ve aşkın bir standarda göre biri diğerinden üstünj sayılamaz: bize göre bilim daha iyidir, Azandelere göre büyücülük. Buradaj tüm yapabileceğimiz, sadece anlamaktır, anlamak da ancak ortak bir insanı durumu paylaşmamız halinde mümkün olabilir.
Antik hermeneutiğin merkezinde oldukça eski bir problem yer almaktadır; alegorik yorumlama problemi. Gadamer şöyle açıklar; "Hyponoia' (art veya üst anlam), allegorik yorumlamanın anahtar sözcüğüdür. Burada amaç, sözel ve sıradan anlamın ardında veya üstünde bulunduğu varsayılan îsas anlamı ortaya çıkarmaktır. Eskiçağda sofistik olarak anılan disiplinin §i, tam da bu olmuştur. Sofıstikte, bir kahramanlar toplumunu anlatan ^omeros'un destanlarındaki değer dünyasına bağlı kalınmıştır.
Gadamer 'e göre, "O zaman efsanelerin alegoriye dayanan yorumu anrısal bilgiye daha uygun, daha yüksek bir anlamı keşfetmekten ibaretti ..abul edilemez ve saçma bir anlamla karşılaşıldığında, bundan alegorik ani olağan anlamın dışında bir anlamın bulunması gerektiği sonucu çıkan /ordu. Alegorik yorumcular, daha derin bir anlamı ortaya çıkarabilmel in, dış anlamdan hareket etmek gerektiğini söylerler. Alegori önceleri biı »mm ya da açıklama süreci değil de, bir söylem biçimiydi. Stoacıların içsö: dış söz arasındaki ayrımı, retorikteki dış anlam ve derin anlam kavramla 11 hazırlamıştır. Buna göre açıkça dile getirilen söylem kendi kendine ye li değildir; o sadece işareti olduğu başka bir şeyi gösterir. Yorumun vı lamanın amacı, bizzat kelimenin kendisi değil; daima iç logostur. Söz ;osun sınırlı olduğunu tanımaya ve bu sınırlı çerçeveyi aşmaya bizi dave-tesettür sundu.