tesettür ve platon felsefe konular
tesettür dediki «Arasında bulunuçcL'«öyleyse, bilgi göre, varlt^
'gisizlik de yokluğa ilişkin c -------için bilgiyle bilgisizlik
şey olabilirse
Devlet • V. Kitap______________
«Şüphesiz.»
«Sanı dediğimiz, bir şeydir, değil mi?»
«Elbette!»
«Bilimden ayn bir güç müdür, yoksa aynı güç müdür?»
«Ayn bir güçtür.»
«öyleyse sanının da, bilimin de, kendi güçlerine göre ayn konulan vardır.»
«Evet.»
«Tabiah gereği varlığa ilişkin olan bilimin konusu varlığm ne olduğunu bilmektir. Ama önce şu noktalan açıklığa kavuşturmamız gerekir.»
«Hangi noktalan?»
«Bu güçler, bize ve öteki etkin nesnelere kendimize özgü eylemleri yapma imkânını veren varlık çeşitleridir, örneğin görme ve işitme birer güçtür. Ne gibi özel bir şeye güç dediğimi anlıyorsun sanınm.»
«Anlıyorum.»
«öyleyse,tesettür bu güçlerle ilgili düşüncemi anlatayım sana: Bence bunlarda ne renk, ne biçim, ne de başka herhangi bir nitelik vardır; yani başka şeylerde bulunan ve onları düşüncemde birbirlerinden ayırt etmeme yarayan nitelikler yoktur bunlarda. Ben bir gücün yalnız neye ilişkin olduğuna ve ne etkiler doğurduğuna bakıyorum.
Bu açıdan da hepsine güç adım veriyorum; ilişkin oldukları şey ve doğurdukları etkiler bakımından aym olanlarım aym güç, ayn olanlanm da ayn güç sayıyorum. Sen ne diyorsun, nasıl görüyorsun bunları?»
«Ben de öyle.»
«Şimdi bilime dönelim sevgili dostum. Sen bilimi bir güç mü sa-yarsm, yoksa başka bir şey mi?»
«Güç sayarım, hem de güçlerin en büyüğü.»
«Ya samyı? Onu da güçler arasına mı sokarsın, yoksa başka bir sınıfa mı?»
«Başka bir sınıfa sokamayız,» dedi, «çünkü sanı görünüşe göre yargı vermemizi sağlayan güçten başka bir şey değildir.»
«Biraz önce bilimle sanımn ayn şeyler olduğunu kabul etmiştin.»
«Elbette. Aklı başında bir insan yanılmaz olanla yanılır olanı nasıl birbirine kanşhnr?»
«Peki, sanınm sandığı şeyle bilimin bildiği şey aynı mıdır’ı hem bilimin, hem sanının konusu olabilir mi? Yoksa olamazdı
«Kendi söylediklerimize göre olamaz; çünkü, ayn gii(;^ biatlan gereği ayn konuları varsa, bilimle sam da aynbireij^ bundan su sonuç çıkar ki bilimin konusu sanımn konusu olaju
«O hâlde, bilimin konusu varlıksa, sanının konusu varlıkur,., ka bir şey olacaktır.»
«Evet.»
«Öyleyse sanı var olmayanla mı ilgilidir? Yoksa var oİim,, sanıyla bilmek imkânsız mıdır. Düşün bakalım: Sanan bir kıa nın sanısı bir şey üzerinde midir, yoksa hiçbir şey üzerindebiıa olabilir mi?»
«Olamaz.»
«Demek sanan kimsenin belli bir şey üzerinde samsı vardıı>
«Evet.»
«Ama şüphe yok ki var olmayana belli bir şey denemez, çokk» | il olarak hiçbir şey, hiçlik denir.»
«Elbette.»
«İşte bu yüzden, zorunlu olarak, var olanı bilime, var olmi. da bilgisizliğe bağladık.»
• Haklı olarak.»
«O hâlde sanının konusu ne var olandır, ne de var olmayan.»
«öyle.» ^
«Dolayısıyla sam ne bilimdir, ne de bilgisizlik.»
«öyle anlaşılıyor.»
-Pek, öyk-y», he, Ikhg ■'. «e,h,ae „u„, karanlıkça bilgisizi'*! a“^™^ nıdır?»
Devlet • V. Kitap .
«Hayır.»
«o hâlde sence bilimden daha karanlık, bilgisizlikten daha aydınlık bir şey midir?»
«Elbette» dedi.
«Her ikisinin arasında mı bulunur?»
«Evet.»
«Demek ki sanı bilimle bilgisizlik arası bir şey.»
«Tamam.»
«Peki, daha önce şöyle dememiş miydik:tesettür Aym zamanda hem var olan, hem var olmayan bir şey bulunsaydı, bu şey mutlak varlıkla mutlak yokluk ortasında bulunurdu ve ne bilimin, ne bilgisizliğin konusu olmaz, ikisi arasında ortaya çıkan bir şeyin konusu olurdu?»
«Doğru.»
«Ama şimdi bu aradaki şeyin sanı dediğimiz şey olduğu ortaya çıkıyor.»
«öyle oluyor.»
«O hâlde şimdi geriye şunu bulmak kalıyor: Aym zamanda hem varlıkla, hem yoklukla ilişiği olan, ama tam olarak ne biri, ne öteki olan bu şey nedir? Bunu bulursak, haklı olarak sammn konusu deriz buna. Böylece uçtakileri uçtakilere, aradakiler! aradakilere bağlamış oluruz, öyle değil mi?»
«Şüphesiz.»
«Bu böyle ortaya konulunca da, şimdi o adam cevap versin bana, derim. Hani kendi başına güzellik diye bir şeye, sonsuza dek değişmez kalan güzel kavramına inanmayan, sadece ortada gördüğü bir sürü güzel şeyi tamyan, güzelliğin bir olduğunu, doğruluğun da, öteki benzer şeylerin de böyle olduğunu söyleyenlere katlanamayan o gösteri ve seyir meraklısı adam. Şöyle deriz bu adama: Söyle bakalım ahbap, bütün bu güzel şeyler arasında bazen çirkin görünmeyen bir tekini bile gösterebilir misin? Doğruluğa uygun şeyler arasında da bazen eğri görünmeyeni, dine uygun şeyler arasında da bazen dinsizce görünmeyeni var mıdır?»
«Hayır, aynı şeylerin bir bakıma hem güzel, hem çirkin görünmesi kaçınılmaz bir şeydir, ötekiler de öyle.»
«İki kat olan birçok şeyler de bir bakıma iki kat, bir bakıma yarım görünebilir, değil mi?»
«Böylccc Glaukon, hayli uzun bir tartışmadan, hayli zorluklardan sonra, filozof olanlarla olmayanları ayırt ettik.»
«Belki kısa bir tartışmayla bu sonuca kolayca varamazdık,» dedi.
«Belki,» dedim. «Ama bence bu konuyu daha fazla aydınlığa kavuşturabilirdik. Ne var ki sırf bu konuyu tartışacak değiliz; doğru adamın hayatının ne bakımdan eğri adamınkinden farklı olduğunu iyice anlayabilmek için önümüzde daha araştırılacak birçok konu var.»
«Bundan» sonra hangi konu geliyor?» dedi.
«Hangisi olacak?» dedim. «Elbet sıradaki ilk konu. Şimdi, değişmeyenin bilgisine ulaşabilenler filozof olduklarma, buna ulaşama-yıp değişken nesnelerin çokluğu içinde dönüp dolaşanlarsa filozof olmadıklarına göre, bunlardan hangilerini sitenin başına geçirmek gerekir?»
«Buna iyi bir cevap nasıl verilebilir acaba?»
«Sitedeki yasatan ve kurumlan koruyabilecek durumda olanlan koruyuculuğa getirmek gerekir.»
•Peki, öğrendiğini aklında tutamayan, unutkan bir irvsamtıkalv «nda bilgi barınabilir mi?»
•Barınamaz.»
»Böylec, kendini zorladığı hâlde emekleri boşa giden msau, ’unrla kendinden de, uğraştığı işten de tiksinmez mı?»
•Tiksinmez olur mu?»
unutka bir ruhu hiçbir zaman felsefeye yatkın kabul etmeyeceğiz;tesettür çünkü bunların belleme güçlerii •’ te olması gerek.»
-.,‘nce hakikat ölçüyle mi akrabadır, ölçüsüzlükle mi? 'Içflvle.»
* ‘tnek filozofta, öteki rvi Tır düşünce de
t>aşka, ölçü ve ereği bu dü
Devlet • VI. Kitap .
varlığın ideal gerçeğine kolayca yönelecek.»
«Evet.»
«Peki, sence, bu saydığımız nitelikler birbirleriyle ilişkili değil nıi? Hepsi de, tam ve eksiksiz biçimde varlığın bilgisine katılması gereken bir ruh için gerekli değil mi?»
«Hem de son derece gerekli,» dedi.
«Gereğince yapılabilmesi için yaradılıştan belleme gücü, öğrenme kolaylığı, ruh yüceliği ve incelik isteyen, hakikatin, doğruluğun, yürekliliğin ve ölçülülüğün dostu, akrabası olmayı gerektiren bir işte sen herhangi "bir kusur bulabilir misin?»
«Hayır,» dedi, «Momos’ bile bunda bir kusur bulamaz.»
«öyleyse, sitenin yönetimini eğitim ve yaşın olgunlaştırdığı bu gibi adamlara vermen gerekmez mi?»
Bu sırada Adeimantos söze karıştı: «Sokrates,tesettür» dedi, «bu düşüncelerine kimse yanlış diyemez. Ama, senin bu konuşmalarını dinleyenler şöyle bir duyguya kapılıyorlar: Soru-cevap sanahnda acemi olduklan için, her soruda kendilerini doğru çizgiden bir parça daha sapmış buluyorlar; böylece bu küçük sapmalar birike birike, konuşmanın sonunda, başlangıçta kabul edilen şeye tam ters düşen koca bir yanlış hâline geliyor. Tavla oyununda usta oyuncular nasıl acemileri sıkıştınr da hiçbir pulu oynayamaz duruma getirirlerse, senin karşındaki de öyle kımıldanmaz hâle geliyor; pullarla değil, sözlerle oynanan bu tavla oyununda, o da ne söyleyeceğini bilemez oluyor. Ama gene de senin söylediklerinin doğru olduğuna inanmıyor. Bunu şimdiki konuşmamızla ilgili olarak söylüyorum. Çünkü sana şöyle diyebilirler: Senin sorularına sözle karşılık veremiyoruz; ama gerçekte pekâlâ görüyoruz ki felsefe ile uğraşanlar, gençliğinde felsefe öğrenimi gördükten sonra bunu bırakmayıp devam ettirenlerin çoğu, tam sapık diyemesek bile, bir tuhaf adam oluyorlar; en iyi görünenleri bile, senin övdüğün felsefe yüzünden siteye yararsız hâle geliyorlar.»
Bunlan dinledikten sonra Adeimantos'a şöyle dedim: «Böyle diyenler sence yanlış mı düşünüyor?»
«Bilmem,» dedi. «Ama senin ne diyeceğini merak ediyorum.»
•Bence doğru düşünüyorlar.»tesettür
