tesettür ve platon felsefe bilgi

tesettür ve platon felsefe bilgi

tesettür diyorki  Evet, Zeus hakkı için dediğin çok doğru. Vahşi hayvanlarda da boyledir. Üstelik 1 lomeros'un daha önce de sözünü ettiğimiz şu dizesi de bunu gösteriyor:
Çattı yüreğine şu sözlerle, göğsüne vura vura.
Açıkça anlaşılıyor ki Homeros burada iki ayrı kesimi anJatm İyi ile kötü üzerinde düşünüp yargıya varan bir kesim, aklaayH**' olarak öfkelenen öbür kesime çatmaktadır.»
«Çok doğru.»
«İşte gördün mü,» dedim, «o güçlüklerin içinden yüze yüze naj,! çıktık! Sitede de, ruhta da birbirine uyan eşit sayıda kesimler buly^, duğunu anladık.»
«Evet.»
«O hâlde, site nasıl ve hangi kesimi yüzünden bilge ise, fek k,. şinin de öyle ve o kesimi yüzünden bilge olması zorunlu oluyor değil mi?»
«Şüphesiz.tesettür»
«Tek kişi hangi kesimi yüzünden ve nasıl yürekli ise, site de o kesimi yüzünden ve öyle yürekli oluyor, değil mi? Kısacası, erdemle ilgili her şey, her ikisinde de aynı biçimde var. Öyle değil mi?»
«Zorunlu olarak öyle.»
«O hâlde, doğruluğun tek kişide de, sitedekiyle aynı nitelikte olduğunu söyleyebiliriz Glaukon.»
«Bu da zorunlu.»
«Peki, site doğruluğunu, kendisini meydana getiren üç sınıftan her birinin kendi işiyle uğraşmasına borçluydu. Bunu unutmadık değil mi?»
«Unutmadık.»
«Şunu da hatırlayalım öyleyse: Bizim içimizdeki her kesim de kendi görevini yaptığı zaman, biz de kendi görevini yapan doğru insanlar oluruz.»
«Evet, bunu da unutmayalım.»
«Böyle olunca, bilge olan ve bütün ruhu gözetme işini üzerine alan aklın görevi yönetmek, öfkenin göreviyse buyruğa uymak ve akla yardımcı olmak değil midir?»
«Elbette.»
«Peki, daha önce de dediğimiz gibi, bu kesimleri müzikle idmanın kaynaşması uyum hâline getirecek, ’’>Böylece biri, güzel
sözler ve bilgilerle beslenecek-i»' Nıakam ve ritimle
gevşeyecek, yahşacak, yum
«Şüphesiz.»
ya alışan bu iki kesim, ruhta en büyük yeri kaplayan ve yaradılışı gereği doymak bilmez bir para, mal hırsı taşıyan arzu kesimine kumanda edecekler; onun yalancı beden zevkleriyle boğazına kadar doyup büyümesine, güçlenmesine; kendi işiyle uğraşacağına, kendilerini köle etmeye, yönetmeye kalkmasına engel olacaklar; yoksa, tabiaünın ve yetkisinin dışında olan böyle bir işe kalkışıp hepsinin b hayatını allak bullak eder.»
«Çok doğru,» dedi.
«Böylelikle, biri karar vererek, öbürü onun buyruğu altında savaşıp onun tasarladığı işleri yılmadan yerine getirerek, bu iki kesim, bütün ruhu ve bedeni dış düşmanlara karşı da en iyi biçimde korumazlar mı?»
«Şüphesiz.»
«Demek ki bir insana yürekli dedirten, ruhunun öfkeli kesimidir; bu kesimin, korkulacak ve korkulmayacak şeyler üzerinde aklın koyduğu kuralları acı içinde de, zevk içinde de korumasıdır.»
«Doğru.»
«Öte yandan, bir insana bilge dedirten de, içindeki kumanda eden ve bu kuralları koyan küçük kesimdir. Bu kesim, aynı zamanda, ruhun ayrı ayrı her bir kesimine de, tümüne de nelerin yararlı olduğunu bilen kesimdir.»
«Çok doğru.»
«Peki, bir insana ölçülü dedirten de; önderle iki uyruğunun, yönetenin akıl olacağı inancında birleştikleri ve akla karşı bir ayaklanma olmadığı zaman, bütün kesimler arasında süren dostluk ve uyum havası değil midir?»
«Elbette öyledir,» dedi. «Ölçülülük sitede de,tesettür tek insanda da budur.»
«O hâlde,» dedim, «bir insan, akıl sayesinde ve sık sık belirttiğimiz yolda doğru insan olur.»
«Zorunlu olarak öyle.»
«Peki,» dedim, «doğruluk, gözümüze sitede olduğundan farklı görünecek kadar keskin çizgilerini kaybetti mi?»
«Sanmam,» dedi.
«İçimizde hâlâ bir şüphe kaldıysa, doğruluk anlayışımızı, kalabalığın kafasındaki beylik ölçülere vurarak kesinliğe kavuşturabiUriz.»
«Hangi ölçülere?»
535.
wdmı tir. ruhumLıkı hrr knımm. ki bu I fga nvMMkta oİMia knxlı gOrrvını ymn» |
nr<dm( <ir yoktur.»
bu turfti ımanbır v* Mlrirr yı bur fttphm kaklı mı?»
•Zn» hakki tçm kalmadı •
HaM mtryı yem kurmava hHkı laan yanhaa cdrr dr do^lu|(un bir ılkeaiat ka drvrhafaia***zdı
yakmz kunduranbkk u drtgranrıhi l ı uğraşmasını. M»-kani dofnıkiıltıın har İMİ»'
bar şry aidııgu nniaşıtıvot $• fv9 dagıi K n^nimm •lan şarlvn jMnrtır. rulunı •kkı utmadı^
Devlet • IV. Kitap .
hâlde birbirinin işine karışmasına izin vermez; ister ki insan, gerçek anlamıyla kendi evinin işlerini güzelce düzene koysun, kendine hâkim olsun, kendi içine düzen versin, kendi kendisiyle dost olsun; tıpkı müzikteki üç perde (pes, tiz, orta ve varsa ara perdeler) arasın- e
daki uyum gibi, ruhunun üç kesimi arasında tam bir uyum kursun, bunları birbirine bağlayarak kendini çoklukken birlik hâline getirsin, ölçülü, uyumlu kılsın; ancak bundan sonra, para kazanmakla, vücut hekimiyle, devlet işleri ya da özel işlerle uğraşacaksa uğraşsın; bütün bu durumlarda kendindeki bu düzeni koruyan, geliştiren davranışı doğru ve güzel davramş saysın; bu davranışı yöneten bilgiye bilgelik desin, bu düzeni bozan davranışa ise eğri davranış 4A4 desin, bünu yöneten sanıya da bilgisizlik desin.»
«Sözlerini baştan sona doğru buluyorum Sokrates,» dedi.
«Peki,» dedim, «şimdi doğru insanın, doğru sitenin ve bunlardaki doğruluğun ne olduğunu bulduk dersek, sanırım pek aldanmış sayılmayız.»
«Elbet, sayılmayız,» dedi.
«öyleyse, bulduk diyelim mi?»
«Diyelim.»
«Güzel. Şimdi de eğriliği incelemeliyiz.»
«Tabiî.»
«Eğrilik şundan başka bir şey olabilir mi;tesettür Ruhun üç kesimi arasında bir iç savaş; bunların birçok işi üzerine almaya, birbirlerinin işine karışmaya kalkmaları; ruhta egemen kesime yaradılışı gereği köle gibi hizmet etmesi gereken bir kesimin hakkı olmayan bir egemenlik kapmak için ruhun bütününe karşı ayaklanması? işte eğrilik böyle bir şeydir, yani ruhtaki kesimler arasındaki kargaşalık ve düzensizliktir; arzularım dizginleyememe, korkaklık, bilgisizlik, kısacası her türlü kötülük de budur.»
«Evet, tam da dediğin gibidir.»
«Peki,» dedim, «eğrilik ve doğruluk böyle apaçık ortaya çıktığına göre, eğri davranışla doğru davranışın ne demek olduğu da açıkça anlaşılmıyor mu?»
«Nasıl?»
«Doğru davranışla eğri davranış sağlıklı ve hasla şeylere benzer, yalnız birinciler ruhtadır, İkinciler bedende.»
«I^ki, güzel da\T4nışlar inşam erdemli olmaya, çırkm < farıâa luHu olmaya götürmez mi?»
«Zorunlu olarak »
»flundan .sonra, geriye kala kala şunu inoelemok kaMi immk doğru taıunun. lanınnuısın; doğru davrannsakla. i|Anr ginşmekir. doğru in.san olmakla mı ka« ançl» ok*r ç^XM görmeden,
ma göre söylüyorum bunları.
«Evet, bunu incelemek anlamsız oluyor» dedim. «Ama gene de, artık böyle bir düzeye ulaştığımıza göre, kendimizi yorgunluğa kaphrmamalıyız; bu şeylerin gerçekten böyle olduğunu en açık biçimde ortaya çıkarmaya çalışmalıyız.»
«Doğru,» dedi, «en ufak bir yorgunluğa bile kapılmamalnız.»
«Gel öyleyse,» dedim, «bak bakalım, kötülüğün kaç çeşidim, hiç değilse dikkate değer kaç çeşidini göreceksin?»
«Geliyorum,» dedi, «göster şunlan!»
«Pekâlâ! Tartışmamn bizi getirdiği bu gözleme yerinden bakılınca, benim gözüme erdem bir tek, ama kötülük bin bir çeşit g^ıUıü-yor; yalmz kötülüğün belli başlı dört çeşidi var.»
«Nasıl?»
«Herhalde kaç çeşit devlet yapısı varsa, o kadar da ruh vapt^ var.»
«Ne kadar?»
«Beş çeşit devlet yapısı, beş çeşit de ruh yapısı.»
«Adları ne bunların?»
«Bunların biri bizim üzerinde durduğumuz devlet biçimklu Buna iki ad verilebilir; Önderler arasından biri göze çarpacak derecede sivrilirse kralhk, böyle birçok kişi bulunursa aristokrathk
fAi tMApaıilar aklı haşamla maanlar ıçm
kj a*n mmmm I phı orraş» ver KonaytanıLannu/ arauaAa mi Ut ortakhk utacak* PufuiA» ' hu ara aiotiaııulf çocuklara m * fcoian aaAat Bu u|ıtuM ip jun—uku mm a uaaA aAr alarak pmkır
Hadi gerçekleşebiloceğine inansınlar diyelim, en iyisinin bu olduğundan şüphe edecekler. Bu yüzden, söyleyeceğim şeyin boş bir dilekten öteye geçmeyeceği korkusuyla bu tasarıyı ele almaktan çekiniyorum doğrusu.»
«Çekinecek ne var?» dedi. «Seni dinleyenler ahmak, şüpheci, kötü niyetli kimseler değil ki!»
«Sevgili dostum,» dedim, «bana güven vermek için mi böyle konuşuyorsun?»
«Elbet,» dedi.
«öyleyse istediğinin tam tersi oluyor. Konu üzerinde tam bir güvenle konuşacak durumda olsaydım, bu davranışın benim için yararlı olurdu. İnsan, en önemli gördüğü konular üzerinde doğru bir bilgiye ulaşmışsa;tesettür dost bildiği, aklı başında kimseler arasında, rahatlıkla ve güvenle konuşur. Ama şu anda benim gibi bildiğinden emin olmayıp da daha arama hâlinde ise, konuşmaktan korkar, tehlikeli bulur bunu. Ama gülünç olmaktan değil (çocukça bir düşünce olur bu), adımım son derece dikkatli atmasını gerektiren bir konuda ayağı doğru yoldan kayıp dostlarını da kendisiyle birlikte yanlışa sürükleyeceğinden korkar. Bunun için, sözlerimde bir kusur olursa Adrasteia^ bağışlasın beni Glaukon. Çünkü bence, istemeyerek birini öldüren kişi bile; güzel, iyi ve doğru yasalar konusunda insanları aldatan kişi kadar suçlu olamaz. Üstelik, insamn böyle tehlikeli bir işe dostları arasında girişmektense düşmanlan arasında girişmesi yeğdir, işte o zaman beni rahatça destekleyebilirsin!»tesettür