tesettür ve platon felsefe konusu
tesettür diyorki «Öyleyse, sözle çizdiğimiz yapıyı ille de tam gen;ek.\eş„^ göstermemi isteme benden. Tasarladığımıza en yakın site kurabilmenin yolunu bulursak, artık aradığımıza muzu, senin isteğinin de yerine geldiğini kabul et. Bu sana? Bana yeter.»«Bana da yeter,» dedi.
tesettür «Şimdi şunu araştırıp göstermeye çalışmalıyız. Bugünkü s,, rin belirttiğimiz yönetim düzeninden yoksun oluşlan hangu^ yönleri yözündendir? Acaba onları bizim yönetim düzenıuvur^ vuşturacak en ufak değişiklik ne olabilir? Bu değişiklik biı noku. olmalı, olmazsa iki noktada, o da olmazsa elden gel iği kadı, sayıda ve ufak çapta tutulmalı.»
«Öyle yapalım.» .
.
«Bir tek değişiklik var ki,» dedim, «bu yapılırsa, ugü ü letlerin kaderi baştan başa değişir, bunu ispatlayabiliriz sarayonr Bu değişiklik, ne ufak, ne de kolay, ama mümkün »
«Nedir o?»
«İşte şimdi en büyük dalga dediğimiz şey burada karşınvi kıyor: Öyle bir şey ki, söyler söylemez, bir kabkaba ve alay tuS tejjemden aşağı geçer, utanca boğabilir beni. Dinle de bak.»
«Söyle.»
«Filozoflar devletlerde kral olmadıkça ya da bugün kral netici dediklerimiz gerçek ve ciddi anlamıyla filozof ointadıl yasal güçle filozofluk aynı kişide biricşmedikçe, bugün bu İ5 yalnız birine ya da ötekine kendini veren birçok yaradılışla davranmaktan alıkonulmadıkça, ne sitelerin, pe de iıısan s dertleri bitip tükenmeyecektir sevgili Glaukon. Bu olmad şarladığımız site de gerçekleşebileceği kadar gerçeklcşeı gün tşiğma kavuşamayacaktır, işte uzun zamandır söylem kindiğim şey buydu, toplumun aykırı dUşecegir
aCVIr davrenmam gen'kllyıli,* dcHİı »Ama yalnız İNrakmam ıtm. «4md<m gH«h|;i kadar deaieklerım, iyi nıyi'tımle aeru yürek Imdumt vr çaltıarun Belki »enin aorularına da İMykalanndan daha cevaplar venrim Böyle hir yardıma güvenerek, aarta irmn-vanlara, haklı oldu|hınu göster haydi!»
•Beni bu kadar desteklediğine göre,» dedim, «elimden gelem mpaaaya çal^aca^tım. Dediğin saldırganların elinden kurtulabtk «cfc ıpn. önce, yönetimi ellerine vermeye kalkı$tı/imız filozonann ur ■■eta adamlar olduğunu belirtmek gerekir bence. Bu ayrım yapr-İBDi dsu felsefe ve devlet yönetiminin yaradılışları gereği bu adamına özgü olduğunu, ötekilere de felsefeyle uğraşmayıp önderlenmrı larrruğuna uymak düştüğünü göstererek kendimizi savunabiliriz.»
«Bu ayntıu yapmarun tam zamam hani!»
^Haydi öyleyse, gel arkamdan! Bakalım şu ya da bu türlü dU-rUunrmi.Tİ açıklayabilecek miyiz?»
•YUrll öyleyse*» dedi
tesettür •nrki. Sana şunu hatırlatayım mı, yoksa hatırında mP Biri Mr fcyt seviyor dediğimiz zaman, bu, onun bu şeyin bir parçasını sevsp iBBr parçasını sevmediği anlamına gelmez., belli ki bütününü sevr-rur demektir, değil mi?»
•Hatırlatsan iyi olarak, çünkü pek iyi hatırlamıyorum »
I başkası söylese anlardım (.laukıın, ama seven Nr kimaıssus gerekar kİ gmç çocukları sevenler o yaşın |«anltıaı kae-I duygusuz kalamazlar, hepsini İlgiye, sevgiye değer İHilurtM ^ddHf aglanlara karşı siz de böyle davranmıyor mıısıımır? Bırtnm kaulı kumunu beğenir, sevimli bulursunuc. ötekinin gaga Inımsma *ed burnu daraımz, Mr lıaşkasının ıklat ortası İHimuıvı •lıışgıın Şh« **> drrsııuz hanurr tenlllenle erkek hfr hava İHilur, lwyae tenlıtesu ^■UVnukları dersMUz Hl» »le 'ivil tenli' •leyimi var kİ seven tswn»bu
«Peki,» dedim, «şaraba dUşkUn olanlar da brtylfdav' -mı? Ne türlüsü olursa olsun, buldukları şarabı bf^cnn»k^ bahaneye sarılmazlar mı?»
«öyle olur elbet.»
«Şeref düşkünleri de öyle değil mi? Başkomutan olama/U^ kabilenin üçte birine komutan olmazlar mı? Üstün sımfün. ^ değer kimselere kendilerini begendiremezlerse, aşağı sınılbf ğersiz kimselerin saygısını kazanmakla yetinirler, çünkü ı» olursa olsun, sivrilmek hırsına kaptırmışlardır kendilerini.»
«Çok doğru.»
«Şimdi şu soruma cevap ver; Biri bir şeyi istiyor dediğine man, onu bütünüyle istiyor demek mı isteriz, yoksa şurasını^ burasını istemiyor demek mi?»
«Bütünüyle istiyor demek isteriz.»
«Öyleyse, filozof da bilgeliğin şu ya da bu parçasmı değil, be nünü ister diyeceğiz.»
«Doğru.»
«Bilime karşı isteksiz olana gelince, hele gençse, daha yar»*: yararsızı ayırt edemiyorsa, ona bilgisever, filozof demeyiz. N» yemek beğenmeyen kimseye de gerçekten kamı aç, yemek seu demeyiz, iştahsız deriz.»
«Doğrusu bu.»
«Ama her türlü bilgiye istekli olan, öğrenmeye seve se\f ke» ni veren, ona doymayan kimseye, haklı olarak filozof deriz, «k.
«Bu hesapça bir alay acayip filozofun olacak! Öyle ya. lere, oyunlara, tiyatrolara koşan adamlara da, bir şc'y Oğn'nnHij zevk duydukları için filozof demek gerekecek. Ama bu gıhktJ ı?*'’ipleri dinleme meraklılarıdır. Itunlar bi/imkı gıN i elme/ler de, kulaklarını bütün korolara kıralamı> c ^^nysç« şenliği varsa oraya koşarlar, ne kenttekın.
köylcrdckini kaçırmak istemezler. Bütün bu adamlara filozof mu diyeceğiz şimdi? Bu türlü öğrenme heveslilerine de, aşağı sanatlarla uğraşanlara da filozof denebilir mi?>*tesettür ı
«Elbet denemez. Sadece filozoflara benzer bir yanlan vardır, o kadar.»
«Öyleyse sana göre gerçek filozoflar kimlerdir?»
«l>ıgruyu seyretmeyi sevenler,» dedim.
«Orası öyle,» dedi, «ama hangi anlamda söylüyorsun bunu?»
«Başkasına anlatmak kolay değil. Ama sen kabul edersin sanırım.»
«Neyi?»
«Şunu: Güzel, çirkinin karşıtı olduğuna göre, bunlar iki ayrı 4 şeydir.»
«Elbette.»
«Peki, bunlar iki ayrı şey olduğuna göre, her biri bir tek şeydir, değil mi?»
«Evet.»
«Doğru ile eğri, iyi ile kötü ve bütün öteki kavramlar için de böyledir: Her biri kendi başına alınınca bir tektir. Ama bunlar, eylemlerle, bedenlerle ve birbirleriyle iç içe girdiklerinden, her yerde kendilerini çoklukmuş gibi gösterirler.»
«Haklısın,» dedi.
«İşte ben, bu anlamda bir ayrım yaparak, bir yana gösterileri ve sanatları sevenlerle eylem adamlarını; öbür yana da, üzerinde durduğumuz, filozof adım hakkıyla alacak kimseleri koyuyorum.»
«Hangi anlamda?» dedi.
«Bütün merakı gözlerinde ve kulaklarında toplanmış olan birinciler,» dedim, «güzel sesleri, güzel renkleri, güzel biçimleri ve bunlara benzer bir şeyler taşıyan bütün sanat eserlerini severler, ama düşünceleri güzelin kendi tabiatını, kendisini görmeye ve sevmeye varamaz.»
«Evet, öyledir.»
«Ama güzelin kendisine ulaşabilen, onu özü içinde görebilenler pek azdır, değil mi?»
«Pek azdır.»
«O hâlde, güzel şeyleri tanıyıp da güzelliğin kendisini tanımayan, bu bilgiye götürmek isteyen kılavuzun ardmdan gitmeye de
PI,ATCİN • Toplu fhyMnyUr I
gücü yetmeyen kimse sence du>te m. şün bakalım; Düş,tesettür ister uyurken, ister uyanıkkJj^""' ni kendisi sanmak değil midir"!*»
«Elbet, düş budur.»
«Ama tersine, güzelin kendi başına var olduj^un» özü içinde ve ona katılan nesnelerde görüp seçebilen neleri güzelin kendisi, güzelin kendisini de bu gO/*ı,^^ mayan kimse sence uyanık mı yaşar, düşte mi?» ^
«Uyanık yaşar elbet.»
«öyleyse, bir şeyi bilmesi bakımından bu kimsenin bilgi, bir şey üzerinde görünüşe göre yargıya varma» öbürünün düşüncesine de sanı demek doğru olmaz mı’
«Şüphesiz.»
«Peki, bize göre bilmeyen, görünüşe göre yargıya var»^, kızıp da sözümüze karşı çıkarsa, kafasının hasta olduğunu vurmadan, kendisini yatıştırmanın, tatlı sözlerle inandıraıaı», yolunu bulamaz mıyız?»
«Bulmaya çalışmalıyız.»
«Peki, ne diyebiliriz bu adama? Bir düşün bakalım. Ya da»j misin, biz sorular soralım kendisine? Bir bilgisi varsa, bunuL, kıskanmayacağımızı, tersine, bir şey bildiği için sevıneceğinuxj leyelim ve şunu soralım kendisine: Bilen insan bir şey bilir mı, sa hiçbir şey bilmez mi? Glaukon, onun yerine sen cevap ver
«Bir şey bilir, derim.»
«Bu şey, olan bir şey midir, olmayan bir şey mi?»
«Olan bir şeydir. Olmayan bir şey nasıl bilinir?»
«öyleyse, araşhrmamızı daha ileri götürmeden de, şunu le söyleyebilecek durumdayız: Tümden var olan şey tümdeij bilir, hiç var olmayan şey hiç bilinemez.»
«Evet, güvenle söyleyebiliriz bunu.»
«Peki. Aynı zamanda hem var olan, hem var olmayan bulunsaydı, bu şey mutlak olarak var olanla hiçbir şekild. mayan arasında bulunmaz mıydı?tesettür
